2 Eylül 2010 Perşembe

LEMUR

Beyinden,kemiklerden,deriden ve bilgiden varoluşun hikayesi.

''Onun oluşumunu tamamladıklarında geride kalan dört kardeş(*) de öldü. Lâkin bir kardeş daha vardı, gözlerini vermesi gereken. İhanet ederek kaçtı ve Lemur gözleri olmadan yaratıldı. Bu yüzdendir ki daha farkı bir yeteneğe sahip, gözlerine baktığınızda hiçliği görürsünüz ve günahlarınızı... Daha sonra o sizin bedeninizi acı bir ölümle cezalandırır ama ruhunuz çok daha yüceleri tarafından acıyla cezalandırılır.''
(*)=Kardeşlerin hepsi büyücüdür.)
Areas altın kaplama kitabın yüzlerce açıklamasından birisini okurken.

''Bugünkü yemeğimizde sıradaşı bir konuğumuz var. Kendisi kralımızı eğlendirmek için bir gösteri yapacak.'' Görevli açıklamadan sonra u şeklindeki yemek masasının ortasından çekildi ve dışarı çıkarak konuğu davet etti. '' Buyrun. İstediğiniz yere geçebilirsiniz.''

Odaya giren adam biraz ilginçti. Normal bir boya ve kiloya sahipti.Uzun ve düz saçları omzuna uzanıyor kafasındaki bağ ise gözlerini kapatıyor ve görmesini engelliyordu veya zaten görmeye ihtiyacı olmayabilirdi. Yemek masasının ortasına geldi ve durdu. Odadakiler şaşkın bir halde bekliyorlar ve yabancının ne yapacağını merakla beklerlerken, yabancı yere oturdu ve ellerini göğüs hizasında birleştirdi. Kafasını kaldırdı ardından kralın olduğu sandalyeye baktı.Kral biraz irkilmişti bu bakışlardan lâkin elinden geldiğince belli etmemeye çalıştı.

Oda da dokuz erkek,üç kadın ve üç çocuk olmak üzere on beş kişi artık yemeklerini yemeği,aralarında sohbet etmeyi bırakmış,bütün dikkatlerini tamamen ortadaki garip adama vermişlerdi.Ve o konuştu: ''Kral, hazır mısın ? Siz, diğerleri ?'' Sesi kalın ve inanılmaz derecede ciddi bir ton da çıktı. Söylediklerinin hemen ardından odadaki tüm ışıklar sönüverdi, kralın ve diğerlerinin korkuları gittikçe artmaya başladı, hatta askerlerin elleri kılıçlarına gitti.

O, kalın ve ciddi sesiyle tekrar konuştu; '' Ve şimdi kötülüklerinizden arınma zamanı, hiç olmayacakmış gibi yaşadığınız olayın sizi karşınızda beklediği zaman. Hepinizin birer birer ayıklandığı zaman.Şimdi ölüm zamanı !'' Tekrar sustu ve susmasıyla odanın aydınlanması aynı an da oldu. Yabancının gözündeki bağ kalkmış göz çukurlarında ise gözleri olması gerekirken hiçbir şey yoktu,sadece tükenmeksizin simsiyah dumanlar çıkıyordu ve eski sesinden daha kalın bir tonla tekrarladı; ''Şimdi ölüm zamanı !'' Sandalyeler, masalar, dolaplar, tabaklar ve daha bir çok şey sallanmaya başlıyor aynı zamanda içeridekilerin kimisi yere kapaklanmış, kimsi kaçmaya çalışıyordu lâkin kapılar kendi kendine kilitlenmişti.

'' Öldürün şunu ! Hadi ! Hadi ! Ne bekliyorsunuz ! Öldürün dedim size ! '' Kılıçlar hızla kınından çekildi ve ortadaki yabancıya savruldu ama o da ne! Hiç bir etki yapmadı. Boşlukta savruldukları gibi savruldular. Askerlerden bir tanesi korkusundan kılıcını fırlatıp pencereden atlamak için kaçmaya başladı ama başaramadı, sanki görünmeyen bir el onu tutmuştu. Sonra ağır ağır ortadaki adama doğru yaklaştı, bunu kendi isteği dışında yapıyordu. '' Bakmayacağım, bakmamalıyım, bakmamalıyım, bakmamalıyım. '' Sürekli bu şekilde tekrarlamaya başladı. Diğerleri buz tutmuş gibi hiç bir tepki vermeden sadece izlediler. Asker yabancının anlaşılmaz gücü karşısında dayanamadı ve gözleri açtı, simsiyah dumanlar çıkan gözlerine baktı. İçinde anlayamadığı dil de bir ses yankılanmaya başladı. Ardından şöyle dedi; '' Ne görüyorsun ? '' Askerin gözünden bulunduğu oda yavaş yavaş silindi, hayal ve gerçeklik arasında bir yerde kaldı. '' Bir çocuk... Evet bir çocuk görüyorum ve insanlar, sanırım burası bir köy. Burayı biliyorum sanırım ama... Hayır, hayır olamaz. Bunlar olamaz. Sen nesin ? Sen kimsin ? Ben, ben onları öldürmek zorundaydım. Çün- ''

Yabancı kuvvetli bir sesle; '' Öldürmek zorundaydın ? Öldürme zorunluluğu. Iımm, bunun üzerinde düşünebiliriz. Bir insan başka bir insanı niçin öldürür ? Belki şöyle söylemem gerekiyor, özür dilerim. Kötü insanların, iyi insanları öldürmek, aşağılamak, çıkarları uğruna kullanmak için her zaman aptalca sebepleri vardır. Yeter ki kendilerini tatmin etsinler değil mi ? Sizler birer ahmaksınız. Karşı gelenleride öldürürsünüz. Masumlarıda. Şimdi ruhun benim olduktan sonra içinizde eğer yaşayan kalırsa beni de katil olarak tanıtacak. Ve asıl amacımı kimse bilemeyecek. Kötü olduğum düşünülecek, böyle bir şeyi istemem. Buradaki herkesi öldürmek zorundayım, kendi çıkarlarım için. Aynı siz ahmakların yaptığı gibi. '' Bir kaç büyülü sözün ardından askerin ruhu; kulaklarından, burun deliklerinden ve ağzından yavaş yavaş yabancının burnuna akmaya başladı. En sonunda kalktı ve bu sefer krala doğru ilerledi. Oda da bulunan diğerleri ise yabancının anlaşılmaz gücü yüzünden kıpırdayamıyorlar ve tamamen donmuş gibiydiler. Kralın yanına geldiğinde; '' Hayır, hayır ben bir şey yapmadım. Öldüremezsin beni. İsmin nedir ? Kimsin sen ? Nesin ? '' Onun korkuyu iliklerinde hissettiği anlaşılıyordu. Yabancı dumanlı gözlerini ona çevirdi. Sanki söylediklerini hiç duymamış gibi. ''Ve sen, masumları öldürme emrini veren. Artık hayatın boyunca bu korku ile yaşayacaksın. Gerçek duygusuzluğu tat bakalım. Ben kim miyim ? Sen Lemur diyebilirisin. Lemur, Gecenin Ruhu. '' Söylediklerinin ardından elini sıktı ve kral anında taşlaştı.

Tekrar oturdu, tekrar büyülü sözler söyledi, oda da bulunan herkesin ruhları aynı ilk askere olduğu gibi çıkmaya ve Lemur'un gözlerine akmaya başladı. Odadan çıktı ve evden ayrıldı. Onun ayrılışının arından evdeki her şey eridi, kral hariç. Eriyenler ise toprağın içine karıştı.

Hepsinin ardından geri döndü ve krala baktı. '' Eskiden olduğu gibi, ben yine aynı kalacağım. Kötünün aslını bilseydiniz acaba kendinize ne derdiniz ? Sizler sadece hakimiyet için yaşarsınız. Hepiniz kendi içinize yücesiniz, efendisiniz. Ahmaklar. Aslında kötülükten eser bile yok sizde. Sadece korkaksınız. '' Gözlerini tekrar kapattı ve rüzgarın eşliğinde gözden kayboldu.


«İnsan soyu ota benzer,
Bütün yüceliği kır çiçeği gibidir.
Ot kurur, çiçek solar,
Ama Rab'bin sözü sonsuza dek kalır.» (Petrus 1:24)
AKŞAMYILDIZI

''Gündüzleri en aydınlık olan insanları dağların ardında bıraktığında,
Geceleri en aydınlık olan, daha az aydınlık olana izin verir.
Böylece yeryüzünde kırk günlük bir temizlik daha son kez başlar.''

Arifler Akşamyıldızı'nın dünyaya inişini böyle ifşa etmişler tozlu parşömen kâğıtlarında.

Yılın ilk yağmur damlaları ağır ağır bitkileri ve toprağı selamlıyordu. Ağaçlarla dolu yemyeşil bir vadiye bakan uçurumun kenarında yetişen bir kaç Limfye'nin arasında, yaşlı adam ve arkasındaki yedi kişi derin bir nefes alarak yağmur damlaları ile yıkanmış toprağın kokusuyla ciğerlerindeki nefesleri tazelediler. Yaşlı adam dayandığı sopayı hafifçe sağındaki tümseğe bıraktı ve bağdaş kurarak oturdu. Arkasındakiler de onu takiben aynı hareket de bulundular. O sırada güneybatıdan yaklaşan lodosun ardından ötedeki dağların arkasında, güneş ışığında parlayan gümüş kadar parlak bir yıldızın kaydığını fark etti. Yaşlı adam oraya bakarak; ''Artık zamanı gelmiş olmalı, bir temizlik daha başlıyor lâkin gerçek kötü için halâ imkansız. Şimdi ilk damlalara karşı saygınızı gösterin, onlarda bunu isterler. Bilin ve unutmayın ki hiçbir şey sebepsiz yere olmaz. İyi isterseniz iyi, kötü isterseniz kötü, mühim olan iyiyi isteyip sabır gösterebilmektir. İstedikten sonra bir anda veya körü körüne oturup beklemek takdir edersiniz ki olmaz. Keza güzel olan şeyler kötü olanları aşarak gerçekleşir ve sabır merhameti, merhamet hoşgörüyü, hoşgörü alçak gönüllülüğü şekillendirir. Rüzgâr şiddetini arttırıyor, uyku için onu dinleyin çünkü formunuzu değiştirmenizi hızlandırır ama iyi dinleyin, iyi dinleyin ki; fısıldadığı sırların hikmetine erişebilesiniz. Ardından kuzeye, güneye, doğuya, batıya Faésla topraklarının her köşesine dağılın. Huzur bulun dostlarım.''

Yaşlı adamın sözlerinden sonra, onunda belirttiği gibi iyice şiddetlenen rüzgârla birlikte hepsi gözlerini kapattılar. Onun bahsettiği temizliğe katılacaklardı ve bunun için derin bir uykuya girmeleri gerekiyordu ve öyle oldu, hepsi birer birer derin uykuya daldıkları sırada göçtüler doğuya, batıya, kuzeye, güneye. Rüzgârla toz formuna dönüp kaboldular. En sona yaşlı adam kaldı ve o da uykunun derinleştiği anda çevresinde oluşan zararsız, küçük çaplı bir hortum ile gökyüzüne yükseldi, bulutların ardına.

12 Eylül 2009 Cumartesi

Ölümsüzlük Küresi - Kürenin Sırları


Bölüm - 1 - Yeryüzüne Çıkış - (Sayfa - 3)


Angorath Tepelerine geldiklerinde çevreye hakim olan rüzgarın hafif esintisinin sesi,geride ve aşşağı da kalan şehrin sesleri kulakları meşgul ediyordu.Esienthes bir anda şaşkınlıkla:''Yerdeki ayak izlerine bakacak olursak,buraya bizden önce gelen biri olmuş ! Yalnız değiliz.At-Ejderhalarını hatırlıyorsunuzdur,on beş kişilik grubumuzdan dördümüzü yok ettiler,bu sefer bizler değil,onlar yok olacak.'' dedi ve şöyle devam etti ''Biraz daha ilerleyip uygun bir yerde bekleyeceğiz.''Tam o sırada arkalarından bir ses gelmişti,Esienthes ve diğer muhafızlar hızla cüsseli ağaçların arkasına saklandılar,ortam o kadar sessizleşmişti ki,artık neredeyse kendi nefeslerini duyacaklardı,diğer ses iyice yaklaşırken,Esienthes muhafızlara beklemelerini işaret etti ve sonunda Esienthes'in yanına kadar gelmişti,Kral Muhafızı bir anda korkuyla irkildi, sağına baktı lâkin kimseyi göremiyordu,ayak seslerinin kaynağı yoktu.''Bu şeyde ne böyle.''diye düşünmeye başladı.Elini yavaşça Limfye işlenmiş oklarından bir tanesine götürdü.''At-Ejderhaları sessizdirler ama bu kadar değil ayrıca görünmezde değiller.''İster istemez içini bir anda korku kaplamıştı.
''At-Ejderhaları sessizdirler ama bu kadar değil ayrıca görünmezde değiller.''İster istemez içini bir anda korku kaplamıştı.''Na dîshe aer rannu,rime li aer nahn?''(Gerçek korku yaklaşırken,içinizdeki korku niçin ?)

''Na dîshe aer rannu,rime li aer nahn ? Mi Esienthes ? Nan de nerri feruf.Lindef na rimeli unraf aerdan yarud,rumadan rannu dîshe aerdan,na aer.''(*)

Ses çok derinden geliyordu,üstelik yabancının konuştuğu lisanı daha önce hiç duymamıştı.Başı ağrımaya başladı.Düşüncelerini toparlayıp,artık bu oyundan sıkıldığını fark etti,sesin sahibini görmek istiyordu.''Ortaya çık,eğer o kadar cesaretliysen,dediklerinin hiçbirini anlamıyorum.''dedi bir hışımla.Yabancı ses tekrar cevap verdi,bu sefer kendi lisanlarında konuşmaya başladı.''Anlayacaksınız,çok uzak olmayan bir zamanda anlayacaksınız.O vakit şimidikinden daha fazla korku taşıyor olacaksınız Esienthes.At-Ejderhaları ve binicileri ile karşılaşmaya hazır olun.Bir kısmı burada,diğer birlik ise az sonra buraya gelecek.Ağaçları kullanın çünkü gecenin efendileri ile karşılaşmak sizin için kolay olmayacak.Şimdilik hoşçakalın.''Güneyden esen yel,geceye boyun eğmiş yaprakları okşuyordu.Kral Muhafızı sesin büyüsüne kapılmış gibiydi.Askerler ne olduğunu anlamamışlardı,sadece çevreyi izliyorlardı.Esienthes yabancının birşeyler daha demesini bekliyor ama ses gelmiyordu.''Kim olduğunu söyle !'' diye bağırdı ama cevabı rüzgarın etkisiyle dallar ve yapraklar verdi.

Esienthes yaslandığı ağaçtan kurtulup,kendinsini izleyen askerlerine yürümeye devam etmelerini söyledi.İçlerinden Aldon onun yanına gelip ne olduğunu sordu,bir ses duyduğunu ama bilmediği bir lisanda konuştuğunu söyledi.Askerlerden duyan olup olmadığını sordu ama kimse duymamıştı.

En tepeye vardıklarında biraz dinlendiler,Aldon'un kardeşi Adro birşeyler duyuyordu ve doğuya yöneldi,artık ağaçların sık olduğu yerleri geçmişlerdi,taşların üstünden atikçe zıplayarak aşağıya baktı,birileri ateş yakmıştı.''Leydi Esienthes,bunu görmek istersiniz.Şuraya bakın efendim.''Hızla Adro'nun yanına geldi,aşağıya baktı.''Bunlar onlar Leydim,ama neyi bekliyorlar ? Neden şehire saldırmak için ilerlemiyorlar ? Kendi ayaklarıyla gelmedikleri aşikâr.'' dedi gülerek,parmağıyla biraz daha aşağıdaki,ağaçların sık olduğu yeri işaret etti,kalın cüsseli ağaçların gövdelerine bağlamışlardı At-Ejderhalarını.Esienthes ''Demek haklıymış...Ralklar...Pislikler...Bekliyorlar Adro çünkü ikinci bir grup gelecek.Hızlı olmalıyız,ikinci grup gelmeden.''Diğer askerlerde yanlarına gelmişti artık.''Şimdi 5 bölüme ayrılıyoruz,ikişerli grup halinde.Ne kadar az gürültü olursa o kadar işimize yarar,At-Ejderhalarını önceliğe alıyoruz.İkinci birlik gelmeden önce hepsini öldürmeliyiz.Oturup hepsinin toplanmasını beklersek hata yaparız.Ağaçları kullanın,At-Ejderhalarından sonra gözcüleri,en sona da çadırlardakileri öldürüyoruz.Gruplar;Adro ve Aldon,Ben ve Argina,Essis ve Ode,Udred ve Elanga,Temras ve Daros.Unutmayın her grup bir At-Ejderhası alacak.Herkes nasıl başlayacağını gayet iyi biliyor,her zamanki gibi.Onlara kendimizi hatırlatalım.''

Gruplar yerlerine dağılmaya başladı,göreve uyacaklardı.At-Ejderhaları,gözcüler ve kamp çadırlarındakiler,sıra böyle koyulmuştu.

Temras ve Daros son taştan da aşağıya atlayıp,etrafı gözlemeye başladılar,birkaç dakika yürümeye devam ettiler.İkiside çok sessiz ilerliyordu.At-Ejderhasının sesi duyulma başlamıştı.Temras ileriyi işaret etti.'Orada,bak.'Daros başıyla onayladı ve biraz daha hızlı ilerlemeye başladılar.Daros,Limfye işlenmiş okundan bir tanesini çıkardı ve uygun bir yere geçti,Temras herhangi ani bir saldırıya karşı,etrafı gözetlemeye başladı.Mümkün olduğu kadar bir sessizlikle Daros'un yanına yaklaştı.'Tek bir isabetli atış,şayet olmazsa,şu an yediği etlerin yanında tuz oluruz.İkinci atışa şansımız yok dostum,başaracaksın.'

Daros derin bir nefes aldı.Yayını gerdi.Bekledi,bekledi,bekledi.At-Ejderhası yemeğiyle oynuyor gibiydi,et parçasını ağzıyla havaya fırlattı ve yakalamak için kafasını yukarı kaldırdı,tam o sırada Daros''Mükemmel bir yer.''dedi ve yayı saldı.Ok yaratığın boğazına saplanmıştı,kafası öylece havada kaldı.Birkaç saniye içinde yere yığılan At-Ejderhasının yemeği havadan kafasına düştü.Limfye o kadar etkili bir bitkiydi ki,vücuda saplandığı an da etkisini gösteriyordu.Yaratık öldükten sonra ikisi çevredeki gözcüleri aramaya başladılar.

Not: (*) 'Leydi Esienthes ? Bunu sizlerde biliyorsunuz.Öyleyse içinizdeki sahte korkudan değil,dışarıdaki gerçek korkudan korkun.'

9 Eylül 2009 Çarşamba

Lord Barlund'un Miğferi


Lord Barlund'un karanlık miğferi.Rivayet şöyle diyor,Lord'un yüzünün görünmesi bile bir insanın ölmesi için yeterlidir.''Ama Barlund daha fazla insanın ölmesini değil,daha fazla insanın acı çekerek ölmesini istediği için kendine bu miğferi yaptırıyor ve kafasına asla çıkmayacak şekilde çakılıyor.

İzleyiciler